Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Project Syndicate için kaleme aldığı yazıda, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemine dair değerlendirmelerde bulundu. Davutoğlu, Trump’ın temel dış politika hedefinin, “80 yıl önce İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden çıkmış bir neslin kurduğu küresel düzeni yıkmak” olduğunu savundu.
“TRUMP SİSTEMSEL BİR DEPREM YARATIYOR”
Yazısında, Trump’ın yaklaşımını “sistemsel bir deprem” olarak nitelendiren Davutoğlu, “Trump’ın kışkırtıcı söylemleri, çoğu zaman kontrolsüz yürütme kararları ve Gazze ile Ukrayna’daki savaşlara despotça yaklaşımı, dört yüzyıllık savaş ve acının ardından – Vestfalya Barışı’na kadar uzanan – kurulan çok taraflı sistemin temellerini sarsmıştır” ifadelerini kullandı.
Trump’ın göreve dönüşüyle birlikte çok taraflı anlaşmaların hiçe sayıldığını belirten Davutoğlu, “Pacta sunt servanda – antlaşmalara sadık kalınmalıdır – ilkesi uluslararası hukukun kalbinde yer alır. Oysa Trump Beyaz Saray’a döndükten sonra haftalar içinde sayısız anlaşmayı ihlal etmiş, geçersiz kılmış ya da bunlardan çekilmiştir” dedi.
“YENİ-SÖMÜRGECİ BİR REKABET ANLAYIŞI”
Davutoğlu, Trump’ın dış politikasının merkezinde “neo-emperyal bir rekabet anlayışı” olduğunu savunarak, “Grönland’ı ‘bir şekilde’ ilhak etme tehdidi, Panama Kanalı’nın kontrolünü geri alma arzusu ve Kanada’yı 51. eyalet yapma söylemi, onun yeni-sömürgeci dünya görüşünün çarpıcı örnekleridir. Gazze’deki Filistinlileri bir emlak anlaşmasının önündeki engel olarak görmesi ise bu zihniyetin en çıplak haliyle tezahürüdür” değerlendirmesinde bulundu.
Trump’ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni devre dışı bırakarak ABD-Rusya eksenli yeni bir ikili düzen kurmaya çalıştığını belirten Davutoğlu, “Bu yaklaşım, Soğuk Savaş dönemi ABD-Sovyet ikili ilişkilerinin yankısı olan bir P2 düzenini çağrıştırıyor” dedi.
“ÖNCE İNSANLIK İLKESİ TEHDİT ALTINDA”
Trump’ın “Önce Amerika” anlayışının, savaş sonrası dönemde inşa edilen insan merkezli değer sistemine tehdit oluşturduğunu belirten Davutoğlu, “Trump’ın Amerika Önce gelir anlayışı, II. Dünya Savaşı sonrasında faşizmin yeniden yükselmesini önlemek amacıyla kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin temelinde yer alan ‘önce insanlık’ ilkesine doğrudan meydan okumaktadır” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler’in temel kurumlarının hedef alındığını da kaydeden Davutoğlu, “Trump’ın UNHRC, UNRWA, UNESCO ve Dünya Sağlık Örgütü gibi temel BM ajanslarını tasfiye etme çabaları, sadece BM sistemini değil, uzun süredir küresel istikrarı sağlayan Pax Americana’yı da çözücü etki yaratmaktadır” dedi.
“TEKNOLOJİK TAHAKKÜM DÜZENİ KURULUYOR”
Mevcut Amerikan dış politikasını “teknolojik güce dayalı sınırsız bir otoriterlik” olarak tanımlayan Davutoğlu, bu anlayışın, çok taraflı kurumlar, NATO gibi güvenlik mimarileri ve dolar merkezli ekonomik düzenden oluşan üç temel dayanağı zayıflattığını söyledi. “Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi tekrar tekrar küçük düşürmeye çalışması, diğer liderleri korkutma ve sindirme stratejisinin bir parçasıdır” diye yazdı.
Trump’ın yükselişini sadece kendi liderliğine değil, ABD dış politikasındaki yıllardır süren stratejik süreksizliğe de bağlayan Davutoğlu, “Bugün yaşadıklarımız, ABD’nin Soğuk Savaş sonrası dış politikasındaki kopuklukların bir sonucudur” değerlendirmesini yaptı.
“ABD’NİN BİR MARCUS AURELİUS’A İHTİYACI VARDI”
Yazısını, 2002 yılında Princeton Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmaya atıfla tamamlayan Davutoğlu, şu çağrıyı dile getirdi: “ABD’nin askeri gücüyle hâkimiyet kurmaya çalışan Sezar tipi bir lidere değil; uluslararası hukuka saygılı, hikmetle yöneten Marcus Aurelius benzeri bir liderliğe ihtiyacı vardı.”
“Arjantin’den Türkiye’ye kadar dünyanın dört bir yanındaki ülkeler aynı temel tercih ile karşı karşıya: Gücü arttıkça daha baskıcı hale gelen otoriter Sezarları mı, yoksa hikmetle ve uluslararası hukukla yöneten liderleri mi seçeceğiz?” ifadeleriyle yazısını noktaladı.